Vikipedi Galatasaray Üniversitesi’nde

GSÜ İletişim Kulübü ve GSÜMED, Vikipedi’nin Küresel Güney İlişkileri Sorumlusu Asaf Bartov ve Türkçe Vikipedi editörlerinden Nazif İlbek’i GSÜ’de ağırladı. Yardımlarla büyüyen Vikipedi’nin ana gündem olduğu konferansta içerik oluşturmadaki birlik söylemi vurgulandı.

Haber: Umur Burak Ayaz

Fotoğraflar: Beste Eşerler

GSÜ-HA (İstanbul) GSÜ İletişim Kulübü ve GSÜMED’in ortak organizasyonuyla düzenlenen etkinlikte Küresel Güney İlişkileri Sorumlusu Asaf Bartov, Vikipedi’nin gelişimini anlattı. Asaf Bartov, Türkçe Vikipedi’nin her geçen gün büyüdüğünü belirterek, sunumunu istatistik bilgilerle güçlendirdi: “Türkçe Vikipedi’de şu an 185 bin madde var ve bu sayı, bizi Türkiye’deki en büyük ansiklopedi oluşumu haline getiriyor. 480 civarı kullanıcımız, her ay 5 maddenin içeriğini geliştirirken; 70’den fazla kullanıcımız ayda 100’den fazla maddenin geliştirmesini yapıyorlar. Hiçbir kullanıcımıza para vermediğimiz düşünüldüğünde bunun ne kadar büyük bir fedakarlık olduğu ortaya çıkıyor.”


Dünyada en çok ziyaret edilen 5 inci internet sitesi olduklarını belirten Bartov, sadece bağışlarla büyüyen bir kuruluş için bunun çok iyi bir sıralama olduğu görüşünde. Bartov, “İlk 4 sırayı oluşturan devler sırasıyla Google, Microsoft, Facebook ve Yahoo. Biz bu devler arasında sadece bağışlarla büyüyen, ücretsiz bilgi paylaşımı yapan bir oluşum olarak bulunuyoruz. Yazarlarımıza herhangi bir ücret ödemiyoruz. Dünya genelinde 95 çalışanımız var ki, onlar da 24 saat serverlarla ilgilenen insanlar. O insanlardan da bunu bedava yapmasını bekleyemezsiniz” dedi.

Bağışlarla yaşıyoruz

Vikipedi bağışları hakkında da rakamlar veren Bartov şöyle devam etti: “Bağışlarımızın %70’ini 100 dolardan az olan bağışlar oluşturuyor. Bağış ortalamamız 23 dolar, bu da demek oluyor ki bağış yapan insanların verdiği miktar kişi başı 23 dolara denk geliyor. Amerika’da bu 2 kişilik öğle yemeği parasına gelse de, mesela Hindistan için çok büyük bir miktar olabilir. Ve biz oradan da bağış alıyoruz.”

Kullanıcıların çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu oluşumda, kadınların ilgisine de muhtaç olduklarının altını çizen Bartov, “açıkçası sadece kadınlara değil; her milletten, her dinden, her ırktan insana ihtiyacımız var. Sadece bilgi paylaşmaları için de değil, bize çeşitlilik katmaları açısından buna ihtiyacımız var. Bu çeşitliğin bizi daha iyi bir yer haline getireceğine inanıyoruz.” diyerek çeşitlilik duygusuna vurgu yaptı.

Tarafsızlık ve iyi taraftarlar

Asaf Bartov, ücretsiz bilgi sunan bir oluşum olarak Vikipedi’nin bilgi paylaşımındaki önceliklerinden bahsetti. Tarafsız bakış açısının ve insanların iyi niyetli olduğunu varsaymanın önemini anlatan Bartov, şunları söyledi:

“Vikipedi tarafsız bir platform olmak zorunda ama dünyadaki birçok kullanıcı tarafsız değil. Örneğin İngilizce Vikipedi’de biri Güney Amerikalıların tembel olduklarını yazabiliyor. Bu doğru değil, biz tarafsız olmak zorundayız. Açıkçası insanlar bilginin içeriğini değiştirdikçe, içerik daha iyi hale geliyor. O yüzden tek bir bakış açısına bağlı kalmamaya çalışıyoruz. Arap-İsrail savaşını ele alalım. Savaştaki sınır anlaşmazlığı yaklaşık 60 yıldır sürüyor. İsraillilere göre sınır başkadır, Araplara göre başka, Birleşmiş Milletlere göre başka. Vikipedi’de Arap-İsrail sınırı hakkında bir şeyler söyleyebilmek için aldığınız bilginin kaynağını göstermeniz lazım. Biz bu yüzden her zaman güvenilirlikten yanayız. Ayrıca insanların bir şeyi iyi niyetle yapmış olduklarına inanıyoruz. Yanlış bilgiler verilmiş olsa bile o insanın bunu kötü bir niyetle yapmış olmayacağını varsayıyoruz. Ama bazen sıkıntılar yaşıyoruz, çünkü kız arkadaşının adını Vikipedi’ye yazan ya da Nobel ödüllü bir yazarın fotoğrafını pornografik bir fotoğrafla değiştiren insanlar da oluyor.”

Güvenilirlik konusunda da açıklamalarda bulunan Bartov, “Hocalarınız bazen size Vikipedi’nin güvenilir bir kaynak olmadığını söylüyordur. Ben de soruyorum, hangi ansiklopedi size tamamen doğru bilgi verdiğinin garantisini sunuyor? Hiçbiri. Biz ödevlerinizin ya da çalışmalarınızın tamamının tek bir kaynaktan yapılmasını doğru bulmuyoruz. Vikipedi’yi de bu bakışla kullanmanızı tavsiye ediyoruz. Biz güvenilirlik konusunda teknolojiye ve insanların inancına güveniyoruz, feedback vermeniz bile bize yardımcı oluyor. Dolayısıyla insanlara yardım etmek istiyorsanız insanlara Vikipedi’deki maddelerin kayıp ya da karışık olduğunu söyleyebilirsiniz. Profesörlere de bu konuda ihtiyacımız var, biz tabii ki tüm maddeyi profesörlerin yazmasını beklemiyoruz ama en azından bize nelerin yanlış olduğunu söyleyebilirler.” dedi.

Vikipedi editörü İlbek

Türkçe Vikipedi editörü Nazif İlbek, Türkçe Vikipedi’nin zaman içinde gelişimini gözler önüne serdi. Vikipedi’deki hiçbir şeyin tam olarak silinmediğini kaydeden İlbek, “Vikipedi’de yapmış olduğunuz değişiklikler kaydedilir ve hiçbir şey tam olarak silinmez. Ben 3 yıldır Türkçe Vikipedi kullanıcısıyım ve hafızam çok iyi değildir. Vikipedi’de ilk olarak ne yazdığımı hiç hatırlamıyordum ama Vikipedi’nin kayıtları değiştirmemesi sonucu yazdığım ilk maddenin lahanalarla ilgili bir madde olduğunu gördüm. Vikipedi Türkiye’de açılan ilk madde ise Cengiz Handır. Atatürk, Türkiye ya da Türkçe yerine Türkçe Vikipedi’nin Cengiz Han maddesiyle başlaması gayet enteresan bir olay” dedi.

 

Reklam almıyoruz

Soru cevap kısmında “Tumbler’ın sahibi David Karp, ana sayfasına reklam alacağını açıkladı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz, Vikipedi’de reklamlar görebilecek miyiz?” sorusuna Bartov, şu yanıtı verdi:

“Bu bizim için sorun olabilir, çünkü reklam alırsak tarafsızlığımızı koruyamayabiliriz. Mesela bir benzin firması bize reklam verirse onlar hakkındaki gerçekleri değiştirmemizi de isteyebilir. Dolayısıyla biz sadece firmalardan değil, hükümetlerden de yardım almıyoruz. Bütçemizin %70’i ufak bağışlardan oluşuyor, bu da Vikipedi’yi kullanan insanların onu ne kadar sahiplendiğini gösteriyor. İnsanlar ufak da olsa katkıda bulunmak istiyorlar. Şanslıyız ki, reklam almadan Vikipedi’yi sürdürebiliyoruz.”. Bartov, bu konuda espri yapmayı da ihmal etmedi: “Google bu yıl bize yarım milyon dolar bağış yaptı. Bu da demek oluyor ki Jimmy Wales’ın fotoğrafını bir süre daha göremeyeceksiniz.”

Not: Bu haberde kullanılan tüm fotoğraflar özgür bir lisansla yayınlanmıştır. Fotoğrafların sahibi olan Galatasaray Üniversitesi Haber Ajansı, fotoğraflar üzerindeki tüm haklarından vazgeçmiştir.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Turkcell Mobil Pazarlama sertifikaları

 Galatasaray Üniversitesi ve Turkcell Akademi birlikteliği ile 2011-2012 eğitim döneminde uygulanan Turkcell Mobil Pazarlama dersi mezunlarını verdi. Öğrenciler sertifikalarını, Beyoğlu Turkcell Akademi binasında Turkcell yetkililerinden aldılar. Turkcell Akademi, amaçlarının sektöre nitelikli iş gücü yetiştirmek olduğunu belirtti.

 Haber ve Fotoğraflar: Ediz Tokabaş

 GSÜ-HA (İstanbul) Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Turkcell Akademi işbirliği ile gerçekleştirilen Mobil Pazarlama dersi mezunlarını verdi. 2011-2012 eğitim dönemi güz yarıyılında gerçekleştirilen dersi GSÜ 3. ve 4. Sınıf öğrencilerinden seçen 26 kişi, Turkcell Akademi’den sertifika almaya hak kazandı.

 Galatasaray İletişim Fakültesi’nden Öğr.Gör Çiğdem Ersayın ve Ar.Gör.Dr. Zeynep Çelebi koordinatörlüğünde Turkcell Mobil Pazarlama Bölümü’nden Senem Öztürk, Elvin Altun gibi uzmanlar tarafından yürütülen dersin her iki taraf için de verimli olduğu ve sürekliliğinin sağlanacağı belirtildi.  Karşılıklı işbirliğinden memnun olan Turkcell Akademi, Galatasaray Üniversitesi’nin,  programı gerçekleştirdikleri birçok üniversiteden farklı olduğunu ve amaçlarının büyük bir kısmını GSÜ ile başardıklarını vurguladı.

 Beyoğlu Turkcell Akademi binasında gerçekleşen küçük bir etkinlik ile dağıtılan sertifikalar öncesinde, Turkcell Akademi sorumluları dersi alan öğrencilerin öneri ve isteklerini dinledi. Ardından söz alan Akademi Üniversite İlişkileri sorumlusu Esra Ramazaoğlu, projeleri ve hedeflerini şöyle anlattı:

 “Galatasaray Üniversitesi ile bu programda çalışmak oldukça zevkliydi ve çok verimli geçtiğine inanıyorum. Biz sektöre nitelikli iş gücü yetiştirmek istiyoruz. Bu hedef doğrultusunda 16 üniversitede 1633 öğrenci yetiştirdik. Turkcell mobil pazarlama alanında yurtdışında bu işin gurusu olarak görülüyor. Biz de bu bilgi birikimini üniversite öğrencilerine aktarmak istiyoruz. Bu tarz programlar dışında Turkcell Akademi olarak Lisans Üstü Burs Programı başlattık. Her yıl 70 kişiye bu bursu veriyoruz. Üniversite ziyaretlerini ihmal etmiyoruz 15 bin gence ulaştık. Her hafta da Anadolu’da il il geziyoruz”.

 Turkcell Mobil Pazarlama Bölümü’nden Elvin Altun ise şunları aktardı: “Dünyanın en büyük mobil pazarlama ekibi Turkcell’de. Dünyada ilk mobil pazarlama kitabını yayınlayan da biziz. Projelerimizi ve programlarımızı geniş çevrelere ulaştırmak istiyoruz. Özellikle bu programdan mezun olan GSÜ öğrencileri ile irtibatta kalmak istiyoruz. Amacımız sektör ve üniversite işbirliklerini arttırmak.”

 Etkinliğin sonunda, karşılıklı değerlendirmelerin ardından Turkcell Akademi sorumluları ve program eğitmenleri sertifika almaya hak kazanan öğrencilere sertifikalarını, ufak bir hediye ile takdim ettiler.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Forex piyasalarda en az kazanan Türkler

Galatasaray Üniversitesi Denetim Kulübü ve Beyaz Yaka Eğitim’in katkılarıyla düzenlenen finans eğitimi gerçekleştirildi. Son yıllarda Türkiye’nin finansal büyümesinin döviz piyasaları üzerindeki etkisine değinen eğitmenler, 3 milyar TL olan Vadeli İşlem ve OpsiyonBorsası’nın (VOB) 2011 yılında 431 milyar TL’lik büyüklüğe ulaştığını ancak Forex piyasalarda en az kazananların Türkler olduğunu söylediler

 Haber ve Fotoğraflar: Ediz Tokabaş

 GSÜ-HA (İstanbul)GSÜ Denetim Kulübü ve Beyaz Yaka Eğitim işbirliği ile gerçekleştirilen kaldıraçlı alım-satım, döviz piyasalarının işleyişi ve kariyer olanakları paneline eğitmen Erdoğan Turan, Fırat Gül ve Zehra Atlı katıldı. Eğitmenler piyasalar ve borsalar ile ilgili bilgilerini öğrencilerle paylaştılar.

 Üç başlıkta gerçekleştirilen etkinlikte, ilk bölümde Erdoğan Turan,  Türev Piyasalar ve Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası’nın işleyişi hakkında bilgi verdi. “VOB sistemi Türkiye için gerekli ve önemli bir sistem. Ülkemizde 2005 yılında işlem görmeye başladı bu bizim için oldukça geç kalınmış bir tarih. Türkiye’de VOB 3 milyar TL  iken, 2011 de 439 milyar TL oldu ve yatırımcı sayısı 6000’e ulaştı.  Bu kadar kısa sürede işlem hacminin bu kadar artması sevindirici ancak buna rağmen yatırımcı sayısı hala yeterli değil.”

 VOB’un geleneksel yatırım amaçlarından farkını da anlatan Turan, VOB’un geleneksel yatırım araçlarına göre birçok avantajı olmasına rağmen dezavantajlarının olduğu da belirtti.

 İkinci bölümde ise Fırat Gül, Forex piyasalarının işleyişini ve diğer yatırım araçlarından farklılığını anlattı:  “Forex piyasalar 1992 yılından günümüze işlem hacmi artarak büyümüş piyasalar. Ancak bunun istisnasını 2001 yılında İkiz Kulelerin vurulmasıyla gördük. Bu olaydan sonra Forex piyasalarda sert düşüşler gözlemlendi. Bu piyasaların %41’ini USD, %30’unu ise Euro oluşturmaktadır. Forex piyasalarından en çok kazanan Japonlar, en az kazanan Türkler. Bu durum kriz ortamlarında Türklerin güvenli liman aramasına bağlıyoruz. Aslında kriz çıktığında oradan kaçmak değil aksine piyasanın üstüne gitmek gerekir. Çünkü kriz, yatırım için fırsattır.”

 Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasaları (VOB) ve Forex piyasaları arasındaki farkı ise Gül şöyle açıkladı: “ Her iki piyasada henüz yeni piyasalar bu yüzden içerdiği avantajlara karşın dezavantajları gözden kaçırılmamalıdır. Her iki piyasada daima risk vardır.VOB’da 1’e 10 kaldıraç etkisi varken, Forex’te bu rakam 1’e 400’ü bulabilmektedir.

 Etkinlik toplantıya katılan ve kurayla belirlenen 3 kişinin ve GSÜ Denetim Kulübü’nden 2 kişinin Beyaz Yaka Finansal Eğitim’de 15 saat ücretsiz eğitim kazanmasıyla son buldu.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

DPI toplantısı söz konusu değil

İstanbul (GSÜ_HA)  GSÜ Rektörlüğünden yapılan duyuruda, “Democratic Progress Institute adlı kuruluş tarafından 28 Nisan 2012 tarihinde Üniversitemizde bir toplantı düzenlenmesi söz konusu değildir.” denildi.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Ekonomik gelişme AB üyeliği için yeterli değil

Galatasaray Üniversitesi Mezunlar Derneği’nce düzenlenen  “G20 Gezegeni”  başlıklı  konferansta, global ekonomi ve Türkiye’nin AB yolculuğu konuşuldu. TÜSİAD Uluslararası Koordinatörü ve Paris Bosphorus Enstitüsü Başkanı Dr. Bahadır Kaleağası, özgürlük ve demokrasinin girişimciliği ve ekonomik kalkınmayı direkt etkilediği görüşünde

Haber ve Fotoğraflar : Ediz Tokabaş

GSÜ-HA (İstanbul) Galatasaray Üniversitesi Mezunlar Derneği’nin düzenlediği  “G20 Gezegeni” konulu konferans, TÜSİAD Uluslararası Koordinatörü ve Paris Bosphorus Enstitüsü Başkanı Dr. Bahadır Kaleağası’nın konuşmacı olarak katılımıyla gerçekleştirildi. Dr. Kaleağası AB 2020 stratejileri ve Türkiye’nin bu stratejilerdeki yerini anlattı.

Kaleağası, AB ve dünya ekonomisini şöyle değerlendirdi:  “Günümüzde güç kaynakları değişmeye başladı. Maden, finans, marka değeri ve insan artık vazgeçilmez kaynaklar arasında. Avrupa’ya baktığımızda kıtanın kuzeybatısı sanayi, üniversite  ve  nüfus yoğunluğu açısından en yoğun bölge. Dünyayı incelediğimizde ise dünya nüfusunun yarısından fazlası kentte yaşıyor ve köyden kente göçün neden olduğu fakirlik çok yüksek.  Bu konunun çözümü ülkelerin yeni güç kaynakları bulmasında. Yeni güç kaynakları yeşil enerji çerçevesinde şekillenecek.’’

Dünyanın şu an internet ile bir değişim içinde olduğunu belirten Kaleağası, sınırların internet ile ortadan kalktığını ve bu yeni dünya düzeninin ekonomi ile ilişkili halde devam ettiğini beliterek şunları söyledi:  “5 yılda internet coğrafyası değişti. Güney Amerika, Çin bu coğrafyaya eklenmiş durumda. İnsanlar artık internet sayesinde aynı anda farklı ülkelerde yaşıyor. Bu değişim ile sanayi üretiminde de sınırları aşan hatlar oluşmuş durumda. İnternetin sanayi ve ekonomi dışında etkisini son olarak siyasi ve sosyal hayatta gördük. Arap Baharı buna güzel bir örnek. İnternet teknolojisi ile birlikte uydu teknolojisi de ülkeler arası güç dengesinde önemli bir etken.’’

Dr. Bahadır Kaleağası,   genel değerlendirmelerinin ardından ortaya çıkan bu yeni düzenin G20 yi doğurduğunu belirtti: “ G20, Dünya Ticaret Örgütü ve Dünya Bankası’nın 2009 kriz ortamında yetersizliğiyle ortaya çıktı. G8’i kapsayan bir topluluk.”

Dünyada sermaye birikimine de değinen Dr. Kaleağası: “Dünyada bulunan sermayeyi ortaya koyan ve alan ülkeler aynı. AB ve ABD bunun tipik örneği. Türkiye bu sermaye birikimi noktasında gerilerde, çünkü Türkiye’ye dışarıdan az para geliyor. Buna karşın ABD dünyanın ekonomik lideri olmaya devam ediyor, fakat artık tek başına mutlak egemen olma gücüne sahip değil.’’

Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkilerinden de bahseden Kaleağası sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye Avrupa’nın bio çeşitlilik bakımından en zengin ülkesi aslında bu Türkiye için önemli bir ekonomik kaynak. Öte yandan Türkiye son yıllarda bulunduğu coğrafyada en hızlı büyüyen ve en geniş piyasa ekonomisine sahip olan ülke. Ancak bu ekonomik anlamdaki gelişme Türkiye’nin AB üyeliğinde tek başına yeterli değil. Çocuk işçi, kadın-erkek ilişkileri, kamu düzeni, devlet yardımları konuları  Türkiye’nin AB yolundaki önemli engelleri. Bu nedenlerden dolayı AB 2020 Stratejisi’ne baktığımızda yoksullukla mücadele, eğitim ve teknolojik gelişme yönündeki planlar ilk sırayı alıyor.”

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Yeni Oyun > Başlat

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından düzenlenen Tekil 08, sektörün önde gelen isimlerini ağırladı.

 Haber ve Fotoğraflar: Ediz Tokabaş – Umur Burak Ayaz

GSÜ-HA (İstanbul) Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Bilişim Anabilim Dalı tarafından bu yıl sekizincisi düzenlenen Teknoloji ve İletişim Günleri (TEKİL08),  1970’li yıllarda geliştirilen ilk oyun konsoluyla doğan ve günümüzde milyar dolarlık pazara sahip olan “sayısal oyun” temasıyla gerçekleştirildi. Sosyal bilimler alanında araştırmacılar, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve birçok profesyonelin bir araya geldiği TEKİL 08’ de, Türkiye’deki sayısal oyun endüstrisinden, konsol oyun ekosistemine kadar birçok konuda mevcut durum, yenilikler ve gelecekten beklentiler incelendi.

Üç oturum altında gerçekleşen etkinliğin sabah oturumu “Türkiye’de Sayısal Oyun Endüstrisi: Mevcut Durum, Gelecek Beklentileri” başlığı altında gerçekleşti. TEKİL 08’in açılış konuşmasını Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof.Dr.Dilruba Çatalbaş Ürper yaptı.

Medya küçümsüyor

Sabah oturumunun ilk sözünü Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof.Dr.Mutlu Binark aldı. Özellikle oyun uzmanlarının sektör için öneminden bahseden Binark, oyun uzmanının tanımını şöyle yaptı: “Oyun uzmanı, oyunun planlama ve yönetimini yapan, oyun içini kurgulayan, hangi oyun tutar, oyuncu oyuna bağlı kalır mı sorularına cevap veren ve oyundan gelen biridir.”

Binark’ın üzerinde özellikle durduğu diğer bir konu da ana akım medyanın oyun sektörünü nasıl etkilediğiydi. Bu görüşünü iki örnek üzerinden destekledi: “İnternet kafelerde yapılan araştırmalarda, oyunculara medyanın oyunlar üzerindeki etkisi soruluyor ve elde edilen sonuçlara göre çoğunluk medyanın oyunları doğru bir şekilde sunmadığı konusunda hem fikir.  Ana akım medya oyunları tek bir gruba koyup öyle değerlendiriyor. Medya küçümser bir bakışla oyunları ve kullanıcılarını ele alıyor. Bunu özellikle muhabirlerin yaptığı röportajlarda görüyoruz. Şaşkınlık içerisinde bu oyunu milyonlar mı oynuyor deyip, röportajları kısa kesiyorlar.”

Binark konuşması şöyle tamamladı: “Oyun hem bir endüstri hem de bir kültürel alan. Sormamız gereken, oyun alanları (habituslar) arasında nasıl olur da sosyal ve politik bir eşitlik denklemi kurabiliriz? Güç odakları, siyasiler ve ana akım medya tekili tümele mal ederek oyunları tek tipleştiriyor.”

Mobil oyun sektörü büyüyor

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Zeynep Güney ve Barış Kara ise pazarlama iletişimi bağlamında sayısal oyunu incelediler:  Zeynep Güney  markaları anlattı:  “Oyunu boş zaman aktivitesi olarak algılıyoruz. Ancak boş zaman başlı başına bir endüstri ve sinemadan tiyatroya birçok alanı kapsıyor. En önemli aktivitesi de alışveriş. Alışveriş sırasında oyunların satışı meydana geliyor ve bizi ilgilendiren bu. Oyun bir anda gündelik hayattan kaçmak istediğimiz bir alan olmaktan çıkıp gündelik hayata dönüşüyor. Bu yüzden reklam mecrası olarak oyun çok önemli. Etkileşim, hatırlanma ve viralleşme konusunda diğer mecraların birkaç adım önünde. Durum böyle olunca şunu diyebiliriz: Markalar oyunları, oyunlar da markaları yaratıyor.”

Barış Kara ise konuşmasında daha çok istatiksel verilere yer verdi: “ 1970’lerde ilk oyun konsolları ortaya çıktı. O günden bugüne kadar bu sektör durmadan büyüdü. Şu an ABD’de 25 milyar dolarlık bir ekonomik büyüklüğe sahip ve 133 milyon oyuncu mevcut. ABD’deki evlerin %38’inde oyun konsolu var ve bir kişi ortalama 13 yıl oyun oynuyor. Bu oranların artışında özellikle son yıllarda büyük bir sıçrama gösteren sosyal oyunların etkisi çok fazla. Bunun en büyük kaynağı Facebook. Facebook kullanıcılarının %50’si oyun oynuyor. Bu oranın %20’si ise reel anlamda oyunlara para harcıyor. Mobil oyunlarda da durum pek farklı değil. Mobil oyunlar %24,6 ile büyümede ilk sırayı alıyorlar ve gelir açısından 2013 yılında online oyunları yakalayacakları öngörülüyor.”

Türkiye Dijital Oyun Federasyonu (TÜDOF) yönetim kurulu üyesi Erdem Çelik ise, “Biz kurum olarak oyunları bir spor dalı olarak değerlendiriyoruz ve bir spor dalı olarak 61. Spor Federasyonunu 2011 yılında resmi olarak kurduk.” dedi.  TÜDOF’un amaç ve hedeflerine de değinen Çelik: “TÜDOF oyuncu merkezli bir yapılanma. Bizler rekabet ortamını adil bir şekilde oluşturmak istiyoruz. Federasyon şu anda bağımsız değil,  Spor Genel Müdürlüğü’ne bağlı. Dileğimiz ileride TÜDOF’un bağımsız olması. Devlet bünyesinde oyun sektörüyle ilgili tek kurum biziz. Bu noktada TÜDOF fark yaratacaktır. Bu konuyu önemsiyoruz, çünkü oyun sektörü mali anlamada Hollywood’u geçti ve dijital müzik pazarını üçe katladı.”

Nilay Yüce: Türkiye’de milli ögeler satmıyor

Oyungezer Editörü Tuğberk Ölek’in yönettiği 2. oturumda ilk sözü Sony PlayStation Eurasia Ürün Müdürü Mustafa Yiğit aldı. Türkiye’deki konsol oyun pazarından bahseden Yiğit Şu rakamları verdi: “Türkiye’deki konsol oyuncusu pazarı 16 milyon kişiden oluşuyor. Fakat bu insanların % 82’si C-2 gelir düzeyinde. Dolayısıyla bu insanlar oyun almak yerine internet kafelerde konsol oyun oynamaya çalışıyorlar. Türkiye’deki hanelerin % 3.8’inde en az bir oyun konsolu bulunuyor, bu da yaklaşık 700 bin kişiye tekavül ediyor.”

Özel Tüketim Vergisi’nin ürün satışlarını etkilediğini söyleyen Yiğit, “Yurtdışında 300 €’ya sattığımız PS Vita’yı Türkiye’de 899 TL’den satmak zorunda kalıyoruz. Aynı şekilde oyunlardan da ÖTV alınıyor. 70 € satılan bir PS oyunu Türkiye’de 179 TL gibi bir fiyat düzeyindeyken, biz bunu 139-149 TL düzeylerinde tutmaya çalışıyoruz.” dedi.

Yiğit’ten sonra sözü Lamagama oyun stüdyosu kurucu ve yöneticileri Nilay Yüce ve Gökhan Ertem aldı. Nilay Yüce, Türkiye’de “sattıran oyun”a dair ipuçları verdi: “Milli ögeler konsol oyunlarda sattıran bir şey. Ama bunu yaptığınız zaman piyasada büyük şirketlerden biri olamıyorsunuz, satışlarınız daha yerel düzeyde kalıyor. Biz bir oyuna Türk bayrağı koyduğumuz zaman onu Türkiye’de satamadık. İlginç bir şekilde Almanya’dan daha çok talep aldık. Milli ögelerin genel olarak sattırdığı doğru, fakat Türk oyuncusu milli ögelere kanmıyor.”

Freemium ve Premium oyun ayrımına değinen Gökhan Ertem şunları anlattı: “Freemium oyun dediğimiz oyunlar için herhangi bir satın alma ücreti ödemenize gerek yok, fakat size oyun içinde bir takım ayrıcalıklar sunarak sizden para almaya çalışan bir oyun türü. Premium oyun ise bunun tam tersi durumda, satın alma ücreti ödüyorsunuz, fakat bundan sonra sizden herhangi bir ücret talep etmiyorlar. İstatistikler bize gösteriyor ki, Freemium oyunlar Premium oyunlara göre daha çok kazanç sağlıyor.”

Berk Sarper Şenol: “Advergaming is dead”

Yoğurt Bilgisayar Teknolojileri Kurucu ve Yöneticisi Cemil Türün’ün moderatörlüğünü yaptığı 3. oturumda ilk sözü Publicis Modem Kreatif ve Strateji Lideri ve Galatasaray Üniversitesi mezunu Berk Sarper Şenol aldı. “Advergaming is Dead” sloganıyla konuşmasına başlayan Şenol, şunları söyledi: “Advergaming artık öldü. Buna sebep olan iki şey var: IPhone ve Facebook. Sosyal paylaşım sitelerine bir tıkla giren insanlar oyun piyasasındaki geliştiricileri ve oyuncuların buluştuğu sosyal platformları bitirdi. Facebook’a girenlerin %83’ü oyun oynuyor. IPhone aplikasyonlarının satıldığı Apple Store’da satılan ürünlerin %80’ini oyunlar yönetiyor. Hal böyle olunca, firmalar advergame piyasasına girmek istiyor. Büyük ajansların dijital platformlarda hantal kalmaları sonucu ortaya irili ufaklı birçok ajans çıktı. Bu ajanslar dijitalde çok iyi, fakat büyük ajanslar kadar marka iletişimi bilgileri yok. İyi oyunlar üretiyorlar, fakat bu oyunları oynayan insanlar kendilerini markayla özdeşleştirmiyorlar. Dolayısıyla bu sektör artık öldü. Markayla kendilerini özdeşleştiren uygulamalar kısıtlı. Lufthansa’nın  Anywake uygulaması bunu başarabilen ender örneklerden biri olsa gerek.”

Lufthansa Anywake Tanıtım Videosu

Peak Games Pazarlama Yöneticisi Kasım Zorlu, dünyada sosyal oyun pazarının büyüklüğünü gözler önüne serdi: “Sosyal oyunlarda dünya lideri Zynga. Firmanın kayıtlı 300 milyon kullanıcısı var ve bu kullanıcıların 70-80 milyon kadarı günde en az bir kere Zynga oyunlarından birini oynuyor. Amerikan Zynga’nın ardından Almanya menşeili Wooga firması geliyor.Wooga’nın tüm dünyada 50 milyon kullanıcısı var ve yaklaşık 10 milyon kişi her gün bir Wooga oyununu oynuyor.”

Türkiye ve Ortadoğu pazarındaki farklılıkları anlatan Zorlu, sözlerini şu şekilde bitirdi: “Ortadoğu’da halkın boş zamanlarını değerlendirme olanakları kısıtlı, bizimki gibi bir eğlence kültürleri ve medya kaliteleri yok. Dolayısıyla TV izlemek ya da dışarı çıkmak yerine internete yöneliyorlar. İnternet olanaklarına baktığınızda bizim 7-8 yıl önceki halimizi andırıyorlar. Bu bölgeden oldukça fazla oyunlarımız hakkında yorum alıyoruz.”

Kuka App Oyun Tasarımcısı ve Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu Hande Karaca okulda öğrendiği “5N1K” örneğini oyun hayatına uyguladığını ve bunun çok faydalı olduğunu belirtti. Hande Karaca’nın iş hayatındaki 5N1K’sı şu sorulardan oluşuyor: Kimsin, Ne Yapacaksın, Nerede Yapacaksın, Nasıl Yapacaksın, Ne Kadara Yapacaksın, Ne Şekilde Tanıtacaksın.

Firmasının ürettiği oyunlardan da bahseden Hande Karaca, mobil oyunun avantajlarına değindi: “Firmamızdan 6 oyun çıktı ve bunları sürekli güncelliyoruz. Bu konuda konsol oyunlara göre daha avantajlı olduğunu düşünüyorum, oyununuzda herhangi bir hata olduğunda bunları çözmeniz oldukça kolay. Konsol oyunlar gibi güncelleştirme yüklemenize gerek  kalmıyor.” dedi.

Moderatör Cemil Türün, yöneltilen “Sosyal oyun pazarında öngörüleriniz nedir?” sorusuna  şu şekilde cevap verdi: “Öncelikle diyebilirim ki, konsol cihazları artık satmıyor. Pazar bunlara doymuş durumda. Pazar daha çok tablet bilgisayarlar için oyun satımına doğru gidiyor. Ayrıca sosyal paylaşım sitelerinde çoklu oyuncu desteği yok. Bir oyunu tek kişi oynuyor, eşinizle dostunuzla aynı oyunu oynayamıyorsunuz. Ben bunun değişeceğine inanıyorum, 1 yıl içinde mobil oyunlardaki çoklu oyuncu desteği gelecektir.”

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Kapitalizmin Geleceği ve 1 Mayıs

GSÜ İktisat Kulübü’nün düzenlediği “1 Mayıs ve Kapitalizmin Geleceği” etkinliğinde geçmişten günümüze 1 Mayıs’lar konuşuldu. Devrimci İşçi Partisi  Başkanı ve Gerçek Dergisi yazarı Dr. Sungur Savran, kapitalizmin yaşadığı krizler sonucu yok olacağı görüşünde

Haber ve Fotoğraflar : Umur Burak Ayaz

GSÜ-HA (İstanbul) Galatasaray Üniversitesi İktisat Kulübü’nün düzenlediği “1 Mayıs ve Kapitalizmin Geleceği” etkinliğinde Galatasaray Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet İnsel, Devrimci İşçi Partisi Başkanı ve Gerçek Dergisi yazarı Dr. Sungur Savran ve Kocaeli Üniversitesi Çalışma Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aziz Çelik görüşlerini açıkladılar. Prof. İnsel, 1 Mayıs’ın çalışma saatlerinden doğduğunu anlattı ve Türkiye’de işçilerin çalışma saatlerinin halen çok uzun olduğunu belirtti.

Etkinlikte ilk sözü alan, Prof. Dr. Ahmet İnsel, 1 Mayıs’ın I. Enternasyonel’in “günlük çalışma süresinin 8 saate indirilmesi” talebinden ortaya çıktığını anlattı. Prof. İnsel bu isteğin haklılığını şu sözlerle dile getirdi: “1840’ta haftalık çalışma saatlerinin, İngiltere’de 66, İsviçre’de 80, Prusya’da 94 olduğu düşünüldüğünde, günlük çalışma süresinin 8 saate indirilmesinin ne kadar makul bir istek olduğu ortaya çıkıyor”.

Gelişmiş ülkelerde, haftalık çalışma saatlerinin azalma gösterdiğini anlatan İnsel, “Gelişmiş ülkelerde ortalama emek süresi kısalma gösteriyor. Çin’de bile bu azalma sürecini görebilirsiniz. Tabloya tamamen olumlu bakmamak lazım, çünkü makineleşme hala işçiler için büyük bir sorun. İşçi emeğine dayalı makineleşmede ekonomik büyüme istihdam yaratmıyor. Artık ihtiyaç duyulmadığı işten çıkarılan işçilerle ekonomik büyüme baş başa gidiyor.” dedi.

Türkiye’deki duruma da değinen İnsel, “Türkiye’de 8 saatten fazla çalışan işçi sayısı, toplam olarak baktığınızda, hala çok fazla. Gelişmiş ülkelere 8 saat, bir norm haline gelmiş durumda. Bizde 8 saat sadece memurlara uygulanıyor, sanayide II. Enternasyonel’in kabul ettiği standartlara uygun değiliz, hala eski tür kapitalizmi yaşıyoruz dedi.”

 

Savran:  Devrim kapıda

Ahmet İnsel’den sonra söz alan Dr. Sungur Savran kapitalizmin çizdiği küreselleşme tablosuna eleştirileri yaptı. Küreselleşmenin SSCB’nin yıkıldığı 1991’den günümüze kadar insanların barış içinde yaşayacağı bir gelecek yaratma yalanı sunduğunu belirten Savran “Sovyetlerden günümüze kadar geçen yaklaşık 20 yıllık sürede 5 savaş gördük. 1991’de Körfez, 1995’te Bosna, 1999’da Kosova, 2001 Afganistan ve 2003 Irak Savaşları bize küreselleşme ve neo-liberalizm yalanını açıkça gösteriyor” dedi.

2008’deki ekonomik krizle birlikte bir depresyon dönemine girildiğini söyleyen Savran,  konuşmasını şöyle sürdürdü:  “Geçmişteki krizleri aşma yöntemlerimize baktığımızda 19. yüzyıldaki kriz I. Dünya Savaşıyla çözülürken, 1929 ekonomik krizi faşizm ve kapitalizmin büyümesine olanak sağladı. Günümüze baktığınızda da 2-3 yılda bir daralma dönemine giren kapitalizm, 2008’den bu yana kendini toparlayamadı. Kapitalizmin bu krizden kurtulması için büyük bir şey yaşaması gerekiyor. Bir askeri, ekonomik, politik bedel ödenmeden kapitalizmin kurtulması zor görünüyor. Devrim kapıda, artık kapitalizmin geleceği yok!”

Ekonomideki gelişmelere de değinen Sungur “En iyi ekonomilere baktığımızda, onlar bile 2008’deki seviyelerinin bir hayli uzağındalar. Yunanistan’da GSMH bazında gerilemeler var. Bu ekonomik kriz süreçleri uygun yerlerde devrim alanları yaratırken, olumsuz tepki olarak da neo-faşizmin yükselmesine olanak sağlıyor. 2008 ekonomik krizinden bu yana Neo-Faşist görüşler gelişme gösterdi. İngiltere’de aşırı sağcı görüşler parlamentoya girdi. Belçika, Finlandiya, Slovenya, Yunanistan aynı sıkıntıları çekiyor. Pazar günü yapılan Fransa’daki seçimlerde Le Pen’in partisi 40 yıllık tarihinin en yüksek oy oranına ulaştı. Bu tarz faşizan eğilimlerin, Fransa gibi Avrupa Birliği ekonomisinin belkemiğini oluşturan Almanya ve İtalya’ya sıçraması an meselesi.” dedi.

Çelik: İş cinayetleri

Türkiye’deki çalışma koşullarının zorluklarını anlatan Doç. Dr. Aziz Çelik ise “Türkiye’de kağıt üzerinde yönetmelikler, normlar çok iyi görünüyor fakat siyasi irade ya da kamu otoritesinin iş koşulları üzerinde denetimi/yaptırımı yok. İşçi kazası yerine işçi cinayetlerine tanık oluyoruz.” dedi.

Kayıt dışı ekonomiye de değinen Çelik “Kentsel iş gücünün %30’u, genel istihdamın ise %40’ı kayıt dışı. Genel olarak baktığınızda çok da kötü bir oran değil, fakat özel sektördeki sendikalaşma oranı %3.” dedi.

Çelik, sözlerini 1980 darbesinde  bazı rakamların abartıldığını söyleyerek bitirdi: “1980’de Türkiye’deki sendikalı işçi sayısının 5.5 milyon kişi olduğu söyleniyor. İhtilalden sonra ise bu rakam 700 bine iniyor. 5.5 milyon sendikalı işçinin olduğu yargısı asılsızdır, çünkü o zamanki sendikalar hükümetten daha fazla yardım alabilmek için üye sayılarını şişiriyorlardı. 1980’de sigortalı işçi sayısının 2.2 milyon ve sendikalı olabilmenin şartlarından birinin de sigortalı olmak olduğu düşünüldüğünde bu asılsızlık gözler önüne seriliyor. O zamanki sendikalı işçi sayısı 1.1 milyondur.”

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Ödüllü filmler GSÜ’de gösterimde

GSÜ İletişim Kulübü’nün  düzenlediği etkinlikte, Akbank 8. Kısa Film Festivali’nin ödül kazanan filmler Aydın Doğan Oditoryumu’nda gösterildi

Haber ve Fotoğraflar : Umur Burak Ayaz

GSÜ-HA (İstanbul) Akbank Sanat’ın düzenlediği Akbank 8. Kısa Film Festivali’nin ödüllü iki filmi ; “Ben Geldim Gidiyorum” ve “Sessiz” Aydın Doğan Oditoryumu’ndaki bir gösterimle üniversite öğrencilerinin beğenisine sunuldu.

GSÜ İletişim Kulübü’nün katkılarıyla düzenlenen etkinlikte gösterilen Metin Akdemir’in “Ben Geldim Gidiyorum” adlı belgesel filmi, Akbank Film Festivali’nde En İyi Belgesel Ödülü’nün sahibi olmuştu.  Bu film aynı zamanda Adana Altın Koza Film Festivali, Altın Safran Belgesel Film Yarışması ve DukaFest Saraybosna Film Festivali’nden  de ödüllerle dönmüştü.  İstanbul’daki sokak satıcılarının sesleriyle bu şehre kattıklarının ele alındığı belgesel, ses ve pazarlamanın ayrılmaz birlikteliğini gözler önüne seriyor.

Etkinlikteki diğer film, Rezan Yeşilbaş’ın “Sessiz” filmiydi. Akbank Film Festivali’nden “En İyi Kurmaca Film Ödülü” ile dönen “Sessiz” filminde, 1984 yılında Diyarbakır’daki bir hapishanede yatmakta olan eşini ziyaret eden bir Kürt kadının yaşadıkları anlatılıyor. Kürtçe konuşmanın yasak olduğu hapishanede tek geçerli dil Türkçeyken; film, Türk siyasal yaşamının “kara lekesi” 1980 ihtilali sonrası yaşanan imkansızlıklar içinde bize farklı bir aşk hikayesi sunuyor.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

TEKİL 08: Sayısal Oyun

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Bilişim Anabilim Dalı tarafından bu yıl sekizincisi düzenlenen Teknoloji ve İletişim Günleri’nin (TEKİL) konusu sayısal oyun. 25 Nisan 2012’de GSÜ Coşkun Kırca Salonu’nda gerçekleşecek olan etkinlik meraklılarını bekliyor.

 Haber: Ediz TOKABAŞ

 GSÜ-HA (İstanbul) Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Bilişim Anabilim Dalı tarafından bu yıl sekizincisi düzenlenen Teknoloji ve İletişim Günleri’nin (TEKİL) konusu her geçen gün hızla büyüyen ve 2016 yılında dünyada 81 milyar dolarlık bir paya ulaşması beklenen sayısal oyun sektörü.Sayısal oyun sektörünün her yönüyle tartışılacağı, gelecek öngörülerinin masaya yatırılacağı TEKİL 08’e bu yıl da sosyal bilimler alanında çalışan araştırmacılar, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve teknoloji profesyonelleri katılacak.

 25 Nisan 2012 tarihinde Coşkun Kırca Salonu’nda gerçekleşecek olan TEKİL 08 üç oturum halinde tüm gün sürecek. Sabahtan gerçekleşecek olan“Türkiye’deSayısal Oyun Endüstrisi: Mevcut Durum, Gelecek Beklentileri” başlıklı ilk oturumda öncelikle sayısal oyun sektörünün teorik çerçevesi akademisyenler ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri tarafındananaliz edilecek. Ardından sayısal oyun tasarımı ve geliştirilmesinin eğitim yönü ele alınırken konunun pazarlama alanındaki yönü ve Türkiye’de sayısal oyun endüstrisi hakkında kapsamlı bilgiler verilecek.

Etkinliğin öğleden sonraki ikinci oturumu “Türkiye’de Konsol Oyun Ekosistemi”başlığı altında gerçekleşecek.Sektörün profesyonelleri tecrübelerini ve gelecekten beklentilerini anlatacaklar. Ardından konunun oyuncular açısından değerlendirilmesi yapılacak.

Günün üçüncü ve son oturumu ise “Türkiye’de Çevrim-içi Oyun”başlığı altındaele alınacak. Konuşmacılar tarafındankonunun sosyal medya boyutu irdelenecek ve kullanıcılar mobil oyun deneyimlerini aktaracaklar.

TEKİL 08’e katılım herkese açık ve ücretsiz.

Ayrıntılı bilgi için: tekil.gsu.edu.tr

Etkinlik Programı:

SABAH OTURUMU–(10.00-12.00):
“Türkiye’de Sayısal Oyun Endüstrisi: Mevcut Durum, Gelecek Beklentileri”
“Sayısal Oyun Kültürü Haritasında Oyun-Oyuncular ve Dijital Oyuncuların Habitusları” Prof. Dr. Mutlu Binark, Doç. Dr. Günseli Bayraktutan Sütçü, Başkent Üniversitesi, İletişim Fakültesi
“Türkiye’de Sayısal Oyun Tasarım ve Geliştirme Eğitimi”, Serhat Bekdemir, ODTÜ-Teknokent Animasyon Teknolojileri ve Oyun Geliştirme Merkezi (METUTECH-ATOM)Danışmanı
“Sayısal Pazarlama İletişimi Bağlamında Sayısal Oyun”, Dr. Zeynep Güney, Barış Kara,Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi
“Türkiye’de Sayısal Oyun Endüstrisi ve TÜDOF (Türkiye Dijital Oyun Federasyonu)”, Erdem Çelik, TÜDOF Yönetim Kurulu Üyesi
Soru cevap
ÖĞLEN YEMEĞİ: 12.30-13.30

ÖĞLEDEN SONRA OTURUMU I–(13.30-15.00):
“Türkiye’de Konsol Oyun Ekosistemi”
“Türkiye’de Konsol Oyun Pazarı: Ne Kadar Küresel, Ne Kadar Yerel?”, Mustafa Yiğit, Sony PlaystationEurasia Ürün Müdürü
“Türkiye’de Konsol Oyun Tasarımı ve Geliştirme”, Nilay Yüce , Gökhan Ertem, Lamagama Oyun Stüdyosu Kurucu ve Yöneticileri
“Editörün Gözünden Türkiye’de Konsol Oyun Dünyası”, TuğbekÖlek, Oyungezer Editör / Oyun Eleştirmeni
Soru cevap
Kahve Molası: 15.00-15.30

ÖĞLEDEN SONRA OTURUMU II–(15.30-17.00)
“Türkiye’de Çevrim-içi Oyun”
Yeni Yaratıcı bir Mecra olarak Çevrim-içi Oyun, Cemil Türün, Yoğurt Bilgisayar Teknolojileri Kurucusu ve Yöneticisi
Oyun Merkezli bir Reklam Mecrası: Advergame, Berk Sarper Şenol, Publicis Modem Kreatif ve Strateji Lideri
Dünyada ve Türkiye’de Sosyal Oyun, Alper Mat, Peak Games Ürün Direktörü
Her an Her yerde Oyun: Mobil Oyun, Hande Karaca, Kuka App Oyun Tasarımcısı

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

GSÜ Kız Basketbol Takımı Şampiyon Oldu!

Üniversitemizin kız basketbol takımı, mücadele ettiği 2. Lig’de Sabancı ve Mimar Sinan Üniversitesi’ni farklı yenerek şampiyon oldu. Takımımızın antrenörü Barış Aydın bundan sonraki hedeflerinin 1. Lig şampiyonluğu olduğunu söyledi.

Haber ve Fotoğraflar: Bartu Ercan

GSÜ-HA (İstanbul) Her sene düzenlenen üniversiteler arası basketbol  turnuvalarında 2.Lig’de mücadele eden GSÜ Kız Basketbol Takımımız, rakiplerini geride bırakarak şampiyon oldu. 19- 23 Mart tarihlerinde Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlenen karşılaşmalarda takımımız, Sabancı Üniversitesi’ni 63-29, Mimar Sinan Üniversitesi’ni ise 67-16 gibi skorlarla yendi.

Geçen sene, bazı arkadaşlarının sakatlanması ve şansız bir şekilde aldıkları mağlubiyetler yüzünden 2. Lig’e düştüklerini  ifade eden takım kaptanı Tuğçe Yalçın, mezun olmadan okula bir kupa kazandırdıkları ve tekrar 1.Lig’e yükseldikleri için mutlu olduğunu belirtti. Bu sezon mezun olduğu için gelecek yıl takımda yerini alamayacak olan Yalçın, düşüncelerini şöyle ifade etti: “Önümüzdeki yıl takımdan 3 kişi mezun oluyor ama ben inanıyorum ki, geri de kalan arkadaşlar yokluğumuzu aratmayarak kaldığımız yerden devam edecek.”

Takımımızın antrenörü Barış Aydın, Gsü’nün kadınlar Ligi’ndeki ilk şampiyonluğu olduğunu ve oyuncularını gösterdikleri performans nedeniyle kutladığını belirtti. Gelecek sezonda  liglerde oynamış 1-2 oyuncunun katılımıyla 1. Lig’de şampiyon olabilecekleri söyleyen Aydın, daha sonra da Süper Lig’de mücadele etmek istediklerini belirtti.

Şampiyonluğu kazanan takımımız  şu isimlerden oluşuyor:  Tuğçe Yalçın (takım kaptanı), Merva Özdemir, Tuğçe Saltekin, Beril Önder, Ezgi Özsöğüt, Olivia Usluer, Beste Cumalı, Nisa Omeroviç, Hande Öztürk, Burcum Müge Kaş.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın