Kapitalizmin Geleceği ve 1 Mayıs

GSÜ İktisat Kulübü’nün düzenlediği “1 Mayıs ve Kapitalizmin Geleceği” etkinliğinde geçmişten günümüze 1 Mayıs’lar konuşuldu. Devrimci İşçi Partisi  Başkanı ve Gerçek Dergisi yazarı Dr. Sungur Savran, kapitalizmin yaşadığı krizler sonucu yok olacağı görüşünde

Haber ve Fotoğraflar : Umur Burak Ayaz

GSÜ-HA (İstanbul) Galatasaray Üniversitesi İktisat Kulübü’nün düzenlediği “1 Mayıs ve Kapitalizmin Geleceği” etkinliğinde Galatasaray Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet İnsel, Devrimci İşçi Partisi Başkanı ve Gerçek Dergisi yazarı Dr. Sungur Savran ve Kocaeli Üniversitesi Çalışma Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aziz Çelik görüşlerini açıkladılar. Prof. İnsel, 1 Mayıs’ın çalışma saatlerinden doğduğunu anlattı ve Türkiye’de işçilerin çalışma saatlerinin halen çok uzun olduğunu belirtti.

Etkinlikte ilk sözü alan, Prof. Dr. Ahmet İnsel, 1 Mayıs’ın I. Enternasyonel’in “günlük çalışma süresinin 8 saate indirilmesi” talebinden ortaya çıktığını anlattı. Prof. İnsel bu isteğin haklılığını şu sözlerle dile getirdi: “1840’ta haftalık çalışma saatlerinin, İngiltere’de 66, İsviçre’de 80, Prusya’da 94 olduğu düşünüldüğünde, günlük çalışma süresinin 8 saate indirilmesinin ne kadar makul bir istek olduğu ortaya çıkıyor”.

Gelişmiş ülkelerde, haftalık çalışma saatlerinin azalma gösterdiğini anlatan İnsel, “Gelişmiş ülkelerde ortalama emek süresi kısalma gösteriyor. Çin’de bile bu azalma sürecini görebilirsiniz. Tabloya tamamen olumlu bakmamak lazım, çünkü makineleşme hala işçiler için büyük bir sorun. İşçi emeğine dayalı makineleşmede ekonomik büyüme istihdam yaratmıyor. Artık ihtiyaç duyulmadığı işten çıkarılan işçilerle ekonomik büyüme baş başa gidiyor.” dedi.

Türkiye’deki duruma da değinen İnsel, “Türkiye’de 8 saatten fazla çalışan işçi sayısı, toplam olarak baktığınızda, hala çok fazla. Gelişmiş ülkelere 8 saat, bir norm haline gelmiş durumda. Bizde 8 saat sadece memurlara uygulanıyor, sanayide II. Enternasyonel’in kabul ettiği standartlara uygun değiliz, hala eski tür kapitalizmi yaşıyoruz dedi.”

 

Savran:  Devrim kapıda

Ahmet İnsel’den sonra söz alan Dr. Sungur Savran kapitalizmin çizdiği küreselleşme tablosuna eleştirileri yaptı. Küreselleşmenin SSCB’nin yıkıldığı 1991’den günümüze kadar insanların barış içinde yaşayacağı bir gelecek yaratma yalanı sunduğunu belirten Savran “Sovyetlerden günümüze kadar geçen yaklaşık 20 yıllık sürede 5 savaş gördük. 1991’de Körfez, 1995’te Bosna, 1999’da Kosova, 2001 Afganistan ve 2003 Irak Savaşları bize küreselleşme ve neo-liberalizm yalanını açıkça gösteriyor” dedi.

2008’deki ekonomik krizle birlikte bir depresyon dönemine girildiğini söyleyen Savran,  konuşmasını şöyle sürdürdü:  “Geçmişteki krizleri aşma yöntemlerimize baktığımızda 19. yüzyıldaki kriz I. Dünya Savaşıyla çözülürken, 1929 ekonomik krizi faşizm ve kapitalizmin büyümesine olanak sağladı. Günümüze baktığınızda da 2-3 yılda bir daralma dönemine giren kapitalizm, 2008’den bu yana kendini toparlayamadı. Kapitalizmin bu krizden kurtulması için büyük bir şey yaşaması gerekiyor. Bir askeri, ekonomik, politik bedel ödenmeden kapitalizmin kurtulması zor görünüyor. Devrim kapıda, artık kapitalizmin geleceği yok!”

Ekonomideki gelişmelere de değinen Sungur “En iyi ekonomilere baktığımızda, onlar bile 2008’deki seviyelerinin bir hayli uzağındalar. Yunanistan’da GSMH bazında gerilemeler var. Bu ekonomik kriz süreçleri uygun yerlerde devrim alanları yaratırken, olumsuz tepki olarak da neo-faşizmin yükselmesine olanak sağlıyor. 2008 ekonomik krizinden bu yana Neo-Faşist görüşler gelişme gösterdi. İngiltere’de aşırı sağcı görüşler parlamentoya girdi. Belçika, Finlandiya, Slovenya, Yunanistan aynı sıkıntıları çekiyor. Pazar günü yapılan Fransa’daki seçimlerde Le Pen’in partisi 40 yıllık tarihinin en yüksek oy oranına ulaştı. Bu tarz faşizan eğilimlerin, Fransa gibi Avrupa Birliği ekonomisinin belkemiğini oluşturan Almanya ve İtalya’ya sıçraması an meselesi.” dedi.

Çelik: İş cinayetleri

Türkiye’deki çalışma koşullarının zorluklarını anlatan Doç. Dr. Aziz Çelik ise “Türkiye’de kağıt üzerinde yönetmelikler, normlar çok iyi görünüyor fakat siyasi irade ya da kamu otoritesinin iş koşulları üzerinde denetimi/yaptırımı yok. İşçi kazası yerine işçi cinayetlerine tanık oluyoruz.” dedi.

Kayıt dışı ekonomiye de değinen Çelik “Kentsel iş gücünün %30’u, genel istihdamın ise %40’ı kayıt dışı. Genel olarak baktığınızda çok da kötü bir oran değil, fakat özel sektördeki sendikalaşma oranı %3.” dedi.

Çelik, sözlerini 1980 darbesinde  bazı rakamların abartıldığını söyleyerek bitirdi: “1980’de Türkiye’deki sendikalı işçi sayısının 5.5 milyon kişi olduğu söyleniyor. İhtilalden sonra ise bu rakam 700 bine iniyor. 5.5 milyon sendikalı işçinin olduğu yargısı asılsızdır, çünkü o zamanki sendikalar hükümetten daha fazla yardım alabilmek için üye sayılarını şişiriyorlardı. 1980’de sigortalı işçi sayısının 2.2 milyon ve sendikalı olabilmenin şartlarından birinin de sigortalı olmak olduğu düşünüldüğünde bu asılsızlık gözler önüne seriliyor. O zamanki sendikalı işçi sayısı 1.1 milyondur.”

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>