İki yıldır tutsak olan Cihan için yürüdüler

Arkadaşları ve öğretim görevlileri, Cihan Kırmızıgül’ün tutsaklığının 2. yılında, neden hala tutuklu olduğunu sorgulamak için GSÜ’den Beşiktaş Adliyesi’ne kadar yürüdüler. Yapılan açıklamada “Soruyoruz! Cihan’ın ömründen çalınan 2 yılın hesabını kim verecek?” denildi.

Haber – Fotoğraf: C. Güneş Seferoğlu

Video: M. Cihangir Balkır

GSÜ_HA (İstanbul) 20 Şubat 2010 akşamı GSÜ Endüstri Mühendisliği öğrencisi Cihan Kırmızıgül molotoflu saldırıya katıldığı iddiasıyla ve taktığı puşi delil gösterilerek tutuklandı. Gizli tanığın ifadesini geri çekmesine, polislerin çelişkili ifadelerine rağmen Cihan’ın tutukluluğu devam ediyor. Bu hukuksuzluğa dikkat çekmek için GSÜ Kampusü’nden Beşiktaş Adliyesine kadar yürüyüş yapıldı.

Çırağan Caddesi’ni büyük ölçüde trafiğe kapatan yürüyüş sırasında GSÜ öğrencileri “Yıkılsın hücreler tüm tutsaklara özgürlük!”, “İçeride dışarıda, hücreleri parçala!”, “Tutukluluk süreleri yıldıramaz bizleri” ve “Baskılar son bulsun, Cihan özgür olsun!” şeklinde sloganlar attılar.  Yürüyüşte diğer tutuklu öğrenci, aydın, gazeteci ve akademisyenlerin isimleri de söylenerek özgürlük talepleri dile getirildi.

Beşiktaş Adliyesi önünde yapılan basın açıklamasında Cihan’ın dava süreci anlatıldı. Değişen savcıların mütaalalarındaki tezatlara dikkat çekildi. GSÜ öğrencisi Ezgi Kardeş okuduğu açıklamada “Böyle dava olur mu? Bu adaletsizlik değil mi? diye sorduğumuzda karşımıza ‘içeride 500 öğrenci yok, 160 tane var!’, ‘onlar puşi taktıkları için değil; tacizci, katil oldukları için yargılanıyorla’ gibi yalan yanlış, alakasız beyanatlarla çıkan devlet görevlileri utanmıyorlar mı? Soruyoruz! Cihan’ın ömründen çalınan 2 yılın hesabını kim verecek? ‘Pardon, tazminatı neyse veririz’ deyip, ömrümüze fiyat mı biçecekler? Gençliğimiz, ömrümüz kaç para? Cevap istiyoruz!” diye sordu. Dünyada terörist olmak suçundan yargılananların yüzde 37’sinin Türkiye’de olduğuna dikkat çekti. Açıklama 23 Mart’ta Çağlayan’da yapılacak duruşmaya çağrı yapılarak bitirildi.


GSÜ öğrencilerinden Cihan Kırmızıgül için eylem… ile gsu_ha

Genel, Görüntülü Haberler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

15 yıllık emeğe GSÜ Rektör’ünden plaket

GSÜ Rektörü Prof.Dr. Ethem Tolga, 2012 yılını karşılama  resepsiyonunda, üniversitemizde 15 yılını dolduran çalışanlara teşekkür plaketi verdi

 

 Haber ve Fotoğraflar: Ediz Tokabaş-Umur Burak Ayaz

 

GSÜ-HA (İstanbul) Galatasaray Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ethem Tolga, üniversite personelini bir araya getiren yeni yıl resepsiyonunda, GSÜ’ye 15 yıldır emek veren öğretim üyeleri ve idari memurlar ile bu sene emekli olan personele teşekkür plaketleri verdi.

Süslü Salonda gerçekleştirilen resepsiyona katılım oldukça yüksekti. Prof. Ethem Tolga yaptığı kısa konuşmada katılımın onu mutlu ettiğini belirtti ve plaket alan personelle hatıra fotoğrafı çektirdi. Yoğun ortamlarından bir nebzede olsa sıyrılan öğretim görevlileri ve çalışanlar yeni yıla hep birlikte merhaba dedi.

2011 yılında GSÜ’den emekli olarak plaket alan akademik ve idari personel:

Prof. Dr. Celal ERKUT

 Prof. Dr. H.Ercüment ERDEM

Cemil ALYAZ

Sevinç NURAL

15. yılını doldurarak plaket alan akademik ve idari personel:

Prof. Dr. Dilruba ÇATALBAŞ ÜRPER

Prof. Dr. Zeynep DİREK KÜPÜŞOĞLU

Doç. Dr. Birol ÇAYMAZ

Doç. Dr .Orhan FEYZİOĞLU

Doç. Dr. Temel ÖNCAN

Doç. Dr. Zeynep Özlem ÜSKÜL ENGİN

Doç. Dr. Saadet İYİDOĞAN

Doç. Dr. Ömür SÜER

Yard. Doç. Dr. C.Cem AYAYDIN

Yard. Doç. Dr. Buket TÜRKMEN

Yard. Doç. Dr.F.Selcan SERDAROĞLU

Yard. Doç. Dr. Hakan YÜCEL

Tamer ÖZYİĞİT

Mehmet SAYLIK

Zeynep CERİT

Öğüt BERKSON

Narin YILDIRIM

Serpil Rüstemoğlu

İsmail Kemal ESİNER

Filiz EKER

Gül Yeter KOCABEYOĞLU

Nazik TOPRAK

Ömer ERÇİN

Ali YAMAK

Aygül KONAK

Hayati Bilgin

Bahdettin TEKİN

Aşur ÖZER

Ali SAKAOĞLU

Ali Ekber EMEKDAR

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

“Labirentten cin çıkarmaya çalışıyoruz”

 

GSÜ Sinema Kulübü’nün düzenlediği sinema söyleşilerinin bu haftaki konuğu yönetmen Ezel Akay, sinema yapmayı “Labirentin içinden cin çıkarmaya” benzetti

Haber – Fotoğraflar: C. Güneş Seferoğlu

GSÜ_HA (İstanbul) “Neredesin Firuze?”, “Hacivat’la Karagöz neden Öldürüldü?” ve “Yedi Kocalı Hürmüz” filmlerinin yönetmeni Ezel Akay, yerli bir bilim kurgu filmi çekmek istediğini anlattı ve neden çekmediğini de “Türkiye’de toplumun hiçbir kesiminde gelecek taahhüdü görmüyorum, kimsenin ütopyası yok” sözleriyle açıkladı.

İlk sinema eğitimini Boğaziçi Üniversitesinden oyuncuların yanında aldığını ve reklam ajanslarında bu film yapmanın teknik bilgisini ve sanatın araçlarını tanıdığını anlattı. Reklam filmlerinde, yönetmenin şahıs olarak kimliğini var edemeyeceğini, tamamen kendisini soyutlaması gerektiğini ve bunun ahlaki olarak da şart olduğunu söyledi. ‘Siyaset’in kalabalığı yönetme sanatı,’Politika’nın ise bir arada yaşamın sorunlarıyla ilgili olduğunu aktaran Akay politik filmler çektiğini söyledi.

Sinamada ütopya kurmanın önemine işaret eden yönetmen Ezel Akay, bunun üzerine düşünme faaliyetinin algı değişmesine sebep olduğunu, örneğin yıkık bir köprü gördüğünde buradan politik bir meseleye gidebildiğini aktardı. Her yönetmenin anlaşılmak istediğini söyleyen Akay, “Uslup, zevk, estetik sanatçıda olmamalı, ben buradan başlamıyorum. Bunları estetik dramaturjinin aracı olarak görüyorum.” şeklinde konuştu.

Olmayan dünyalar

Masalsı filmler çektiği yönünde merak edilenleri yanıtlayan yönetmen Ezel Akay, “İlgimi çeken gerçeklik değil, gerçekçi film yapmak gerçekliği bozmak gibi. Dünyada gerçeklik duygusunu en çok çarpıtan filmler gerçekçi denilenler.” dedi. Kendisinin olmayan dünyalar yaratmaya çalıştığını Hacivat’la Karagöz’den hareketle anlattı; “İkisinin de göbek delikleri yok, yani hiç doğmamışlar, olmayan dünyalarda yaşıyorlar.”

Türkiye’de neden bilim kurgu yapılmıyor?

“Bir Türkiyeli 250 yıl sonra nasıl olacak?” sorusunun yanıtını ararken yerli bir bilim kurgu filmi çekmek istediğini söyleyen Akay, neden çekilmediğini “Türkiye’de toplumun hiçbir kesiminde gelecek taahhütü görmüyorum, kimsenin ütopyası yok” sözleriyle açıkladı. “Devrimden Sonra” filminin ise daha iddialı olması gerektiğini aktardı.

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

‘Vicdani red’e kısır döngü

Galatasaray Üniversitesi Sosyal Sorumluluk Komitesi’nin düzenlediği Ötekileştirilenler adlı panele katılan ‘vicdani red’ savunucuları çalışmalarını  ve yaşadıklarını anlattılar

Haber ve fotoğraflar: İbrahim Arslan

GSÜ-HA(İstanbul) Galatasaray Üniversitesi Sosyal Sorumluluk Komitesi’nin ‘Ötekileştirilenler’ başlığı altında düzenlediği panellerin üçüncüsünde ‘vicdani ret’ tartışıldı. Panele vicdani retçi olarak İnan Süver,  Yavuz Atan, Merve Arkun, Mehmet Tahran ve ayrıca Uluslararası Af Örgütü’nden Burcu Türkay katıldı.

 Yavuz Atan, vicdani ret hareketinin tarihinden ve bu konuda yapılan çalışmalardan söz ederken şunları söyledi: “Vicdani ret hareketine kimisi inancı nedeniyle, kimisi etnisitesi üzerinden, kimisi ise politik kimliği üzerinden katılıyor. Eşcinseller ‘tam adam’ sayılmadığı için askere alınmıyor, farklı cinsel yönelimi olan kişiler ve kadınlar da vicdani ret hareketine destek vermektedirler.”

 Mehmet Tarhan, vicdani reddin hukuksal boyutunu tartışırken Anayasa’nın ‘pozitif hükümlülükler’den söz eden 10. maddesi ve ‘uluslararası hukuk sözleşmelerinin bağlayıcılığı’ konusundaki 90. Maddelerinin, vicdani ret hakkı için bir dayanak olduğunu ve devletin bu hakkı tanıması gerektiğini savunarak şöyle konuştu:

 “ Vicdani ret bir insan hakkıdır ve meşruiyetini yasalardan almaz. Bazı devletler bu hakları tanır bazıları gasp eder. Yasanın olmadığı, gasp edildiği yerlerde bu hak yoktur denilemez”

 Uluslararası  Af Örgütünden Burcu Türkay, vicdani reddin yasalar ile güvence altına alınması için çalıştıklarını anlattı ve vicdani reddini açıklamasından dolayı tutuklu bulunan kişiler için düzenlenen kampanyaları anlattı. Acil eylem planından söz eden Türkay şunları aktardı:

 “Vicdani ret nedeniyle tutuklanan kişiler için acil eylemler planlanıyor.  150 ülkede bulunan yaklaşık 3 milyon destekçimiz var. Tutuklu kişinin bilgileri bu ülkelere ve aktivistlere gönderilerek yetkili kişi veya kuruma tutuklunun bırakılması için mektuplar yazarak çağrı yapılması sağlanıyor.”  

Burcu Türkay tutuklu vicdani retçilerin tutukluluk durumları hakkında ise şu bilgiyi verdi: “Vicdani ret tutukluları bir kısır döngü içinde, önce kovuşturma ve 3 yıla varan tutuklamalar daha sonra serbest kalan tutuklu tekrar askere çağrılıyor ve kovuşturma tekrarlanıyor ve tekrar tutukluluk şeklinde bu durum yıllarca sürüyor.”

Kısa bir süre önce tutukluluk süresi dolan İnan Süver ise tutukluluk süresince yaşadıklarını paylaşırken, vicdani ret gerekçelerini şöyle açıkladı:

 “Savaşın aracı olmak istemedim. Çevremizin, akrabalarımızın içinde olduğu bir savaşa girmeyi kabullenemedim. Savaş insanı kişiliksizleştiriyor, baskı altına alıyor. Ben İran’a beş kilometre ötede dünyaya geldim. Beş kilometre ötede doğsaydım bu sefer İran benden aynı şeyi isteyecekti. Bunu kabullenmiyorum. Ben elime silah almıyorum, sen de almasan o zaman savaş biter.”

Merve Arkun  ise Süver’in tutukluluğu ile vicdani ret hareketine katıldığını ve dışarıda vicdani ret tutukluları için yapılan çalışmaları aktardı.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Ekonomi yönetimleri ulus üstü yapılara geçiyor

GSÜ Öğrenci Konseyi’nin düzenlediği ekonomi seminerlerinin ikincisi, Doç. Dr. Haluk Levent’in katılımıyla gerçekleşti. Doç. Dr. Levent, dünyada yaşanan krizin nedeninin finansallaşma olduğuna işaret ederken, Yunanistan’ın borç krizi için, “Yunanlılar çalışmıyor demek ikiyüzlülüktür” dedi.

Haber – Fotoğraf: C. Güneş Seferoğlu

GSÜ_HA (İstanbul) GSÜ’de yapılan  “Küresel Kriz ve Türkiye’de Vergilendirme” konulu seminerde konuşan GSÜ İktisat Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Haluk Levent, ABD ve Avrupa’da son dönemde yaşanan ekonomik krizlerin, kapitalizm için birer sağlık mekanizması olduğunu söyledi. Dünya devletlerinde,  ekonomi yönetimlerinin  başına ulus üstü yapılardan bürokratların getirildiğine dikkat çekti.

“Bankalar ev sahibi oldu”

Öncelikle ABD’de yaşanan Mortgage krizini ele alan Doç. Dr. Levent, değerleme yapılan finansal varlıkların spekülasyona göre değerlendiğini ve bu durumun da risk algısını etkilediğini belirtti. Prim odaklı maaş sistemiyle sürekli para kazanma algısının, risk iştahını yükselttiğini anlattı. 2007 yılında geliri artan Mortgage’la ev sahibi olan New Yorklu’nun borcunun da, servetinin de 2 katına çıktığını, ancak 20 – 25 yıllık bu borçların zamanla ödenemez hale geldiğini ve bankaların evlerin sahibi olmaya başladığını anlattı.

Sigorta sisteminin de işlevsiz kaldığı zaman hangi bankanın elinde ödenebilir fon olduğunun belirsiz olduğunu ve bankaların durumuyla ilgili bir yol ayrımına gidildiğini anlatan Doç. Dr. Levent, “Batan bankaları devletin satın alması etik açıdan sakıncalı. Zarar kamusal, kârlar ise özel. Bu çözüm bankaların risk iştahını azaltmıyor.” dedi.  Türkiye’deki bankaların ise 2001 krizinden beri BDDK’nın gözetiminde oldukça kontrollü olduğu için bu krizden çok fazla etkilenmediğini söyledi.

Yunanistan’da beyin göçü

Yunanistan’da yaşanan borç krizini de analiz eden Doç. Dr. Haluk Levent, Almanya’daki “Yunanlılar tembel, çalışmıyor, AB onların borcunu ödüyor.” algısının ikiyüzlü bir yaklaşım olduğunu savundu. Yunanistan ekonomisinin uzun süredir büyümediğini ve bunun AB’deki Euro birliğinden kaynaklandığını, yetişmesi için büyük yatırım yapılan kalifiye elemanların Almanya’ya göç ettiği için ekonominin motor gücünden yoksun kaldığını anlattı. Siyasi birlik sağlanmadan para birliğine geçilmesinin diğer ülkelerde de sorun yaratacağını belirten Levent, “Yunanistan’ın tüm borcu bugün kapatılsa, 10 yıl sonra yine aynı duruma gelir” dedi.

Krizden çıkış

Krizden çıkış için görülen çözümlerin, ulus devletleri tamamen ekonomi yönetiminin dışında bıraktığını savunan Doç.Dr. Levent, pek çok ülkenin ekonomi bakanlıklarına ulusüstü şirketler, İMF, Dünya Bankası gibi kurumlarda çalışan bürokratların getirilmesine işaret etti ve ulusüstü sermaye ve kuruluşlar ile yüksek bürokratların yönettiği bir yapıya doğru gidildiğini aktardı.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

İletişim Fakültesi’nde yeni yıla merhaba

GSÜ İletişim Fakültesi’nin 2012 yılını kutlama kokteylinde üniversitenin hocaları ve çalışanları hep birlikte yeni yıla merhaba dediler

Haber ve fotoğraflar: Ediz Tokabaş

GSÜ-HA (İstanbul) Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi çalışanları, 2012 yılına girerken fakültede düzenlenen bir kokteylde birlikte eğlendiler. İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Dilruba Çatalbaş’ın ağırladığı konuklar arasında, üniversitemiz rektörü Prof. Dr. EthemTolga, rektör yardımcıları Prof. Dr. Şakir Ersoy, Prof. Dr. Ertugrul Karsak ve Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu da yer alıyordu.

İletişim Fakültesi’nin 2012 yılı için düzenlediği yeni yıla merhaba partisinde, akademisyenler, öğretim elemanları, idari elemanlar ve tüm çalışanlar uzun uzun sohbet etme şansı yakaladı. Bol bol hatıra resmi çektirildi ve fakültemiz elemenların el emeği ile hazırlanan ikramlar büyük ilgi gördü.

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Dünyanın borcu, üretiminin iki katı

SPK Başkanı Prof. Dr.Vedat Akgiray,  Galatasaray Üniversitesi Öğrenci Konseyi’nin düzenlediği  SPK’da kariyer, Avrupa Birliği ve Türkiye’nin Borç Yönetimi Politikası konferansına katıldı. Prof. Akgiray, dünyadaki krizi anlatırken, “Tüm devletlerin gayri safi milli hasıla toplamları,  şu anki dünya borcunun ancak yarısından azını ödeyebilir” dedi

 Haber ve Fotoğraflar: Ediz Tokabaş

GSÜ-HA (İstanbul)  Galatasaray Üniversitesi Öğrenci Konseyi’nin düzenlediği dünyanın içinde bulunduğu ekonomik krizi ve Türkiye’nin kriz karşısındaki durumunun konuşulduğu konferansa Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Prof. Dr. Vedat Akgiray konuşmacı olarak katıldı ve ilginç saptamalardan bulundu. Akgiray,  dünya ülkelerini toplam borcunun devletlerin toplam üretimlerinin iki katı olduğunu belirtti.

Konuşmasına SPK’nın işleyişine değinerek başlayan Vedat Akgiray,  kurumun yapısını ve görevlerini şu sözlerle anlattı: “Bağımsız bir devlet kurumu olan SPK’nın kuruluş amacı sermaye piyasalarında işlem yapan her kurumdan, tüketiciyi korumak ve bu amaçla da piyasayı düzenlemek için kurumların ve araçların usul ve esaslarını belirlemektir. Sayıştay tarafından denetlenir”.  Kurumun şu an için Ankara merkezli olduğunu ancak kısa zaman içinde İstanbul’a taşınacağını da kaydetti.

Mart 2009 ayında SPK Başkanlığına getirilen Prof. Giray, akademisyen kökenli bir başkan olarak kendisi ile ilgili şu saptamada bulundu: “SPK Başkanı olmadan önce 100 sevenim varsa, başkan olduktan sonra 1100 sevenim oldu.”

 

Giray, dünyanın 2009 yılından bu yana içinde bulunduğu ekonomik bunalımın temelinde Amerika’da ortaya çıkan Mortgage ve buna bağlı olarak artan ‘sanal’ borçlanma olduğunu belirtti. Krizin tamamen sanal hayattaki zararların reel hayata ve tüketicilere zararları olarak inceleyen  ve istatistiksel verilerle konuşmasını destekleyen Giray, çarpıcı veriler açıkladı:

 “2002 senesinde dünyadaki toplam borç miktarı 85 trilyon dolardı. 2008 yılında ise bu miktar yaklaşık 190 trilyon doları buldu. Dünyadaki tüm devletlerin gayri safi milli hasıla toplamları şu anki dünyanın borcunun ancak yarısından azını ödemeye yeter.’’

 

Dünyadaki servetin Batı’dan Doğu’ya aktığını da belirten Prof. Giray, Avrupa’nın çöküş içinde olduğunu, ABD’nin ise bu çöküşü bilim ve teknoloji ile engellemeye çalıştığını anlattı. Prof, Giray, Doğu’nun tırmanışta olduğunu, Çin ve Güney Kore üzerinden örneklerle açıkladı. Bu durumun Türkiye için bir fırsat olduğunu ancak değerlendirilmediği sürece bunun bir anlamda ifade etmeyeceğini dile getirdi. Durumu Türkiye için formüle etti: “Dünyadaki bütün problemlerin Türkçe’ye tercümesi ‘fırsat’tır.”

Dünya ekonomik krizi hakkındaki çözüm önerileri ile de oldukça ilginç fikirler iler i sürdü:

“Kriz devletlerin destekleri ile atlatılamaz, bunlar anlık iyileşmeler sağlar. Krize batmış kurumlar kendi başlarına bırakılıp batsalar, ülke ekonomilerine daha az zarar verirler. Komşumuzdaki durum çok daha ilginç. Zamanında Alman bankaları Yunanistan’a toplam 380 milyar Euro borç verdi. Yunanlılar ise bu parayla Mercedes alıp gezdiler ve şu an içinde bulundukları durumu görüyoruz. Kanımca bu parayı Kayserilere versek 15 Yunanistan kurarlardı. Bu yüzden borcu alan kuruma da veren kuruma da acıyarak bakmamak lazım.’’

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Denetim uzmanları GSÜ’ de deneyimlerini anlattı

Galatasaray Üniversitesi Denetim Kulübü’nün düzenlediği Denetimde Kariyer Fırsatları adlı panele “uzman denetimciler” katıldı.

Haber ve Fotoğraf: İbrahim Arslan

GSÜ-HA (İstanbul) Galatasaray Üniversitesi Denetim Kulübü’nün  Türkiye İç Denetim  Enstitüsü (TİDE) işbirliği ile düzenlediği “Denetimde Kariyer Fırsatları” adlı panelde ‘uzman denetimciler’ bilgi ve deneyimlerini GSÜ öğrencileri ile paylaştı. Panele Ali Kamil Uzun (CPA, CFE Deloitte Türkiye Yönetim Kurulu Danışmanı),  Reha Yolalan  (Eurobank Tefken A.Ş Yönetim Kurulu Üyesi, Tefken Holding A.Ş  Başkan Yardımcısı) ve Yaman Polat  (Deloitte Türkiye Denetim Direktörü) konuşmacı olarak katıldılar.

Penelde söz  alan GSÜ Denetim Kulübü Danışmanı Prof. Dr. İdil Kaya ve Kulüp Eşbaşkanı Merve Altıntaş katılımcılara Denetim Kulübü ile ilgili kısa bir slayt gösterisi yaptıktan sonra Galatasaray Üniversitesi’nde Denetim Kulübü’nün kurulması için destek olan TİDE yöneticilerine teşekkür ettiler.

Deloitte Türkiye Yönetim Kurulu Danışmanı Ali Kamil Uzun,  20. yüzyıl finansal piyasalarında denetim mekanizmasının ikinci planda kalmasını eleştirdi. Uzun, ” denetim mekanizmaları işin ‘mış gibi’  bölümünü üstlendiğinden dünya bu durumun  bedelini ağır ödedi” dedi. Finanssal açıdan denetim mekanizmalarının önemine değinen Uzun, adaletin ve şeffaflığın sağlanması açısından denetimin gerekliliğini vurgulayarak, günümüzde denetimin önemli bir kariyer yapma alanı olduğunu söyledi.

Eurobank Tefken A.Ş Yönetim Kurulu Üyesi, Tefken Holding A.Ş  Başkan Yardımcısı Reha Yolalan küreselleşmenin piyasalardaki riskleri arttırdığına dikkat çekerek riskleri denetlemenin şart olduğunu söyledi. Yolalan şöyle devam etti: ” Piyasaları denetlemek şart fakat aşırı denetim de bankalar açısından riskli. Yan yollara sapan türbülanslı bir alan bu, örneğin karaborsa yan yola sapmanın bir sonucudur.”

Deloitte Türkiye Denetim Direktörü Yaman Polat ise kendisinin şu an Garanti Bankası’nın denetmeni olduğunu belirterek şirketlerdeki denetim biçimlerinden ve iç denetimden söz etti. Polat denetmenliğinin ilk yıllarındaki deneyimlerini aktararak şunları söyledi:

” İlk zamanlarda ‘denetmenim’ dediğimde ‘neyi denetliyorsun?’ deniliyordu. Yaptığım işi anlatmam ve çevremdekilerin anlaması güçtü. Ben de müşavirlik yapıyorum diyordum. Fakat şimdi durum böyle değil.”

Panele katılan uzman denetimciler, denetmen olmanın prensiplerine ve mesleğin zorluklarına değinirken ayrıca GSÜ öğrencilerine tavsiyelerde bulundular.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Ötekileştirilen mülteciler ve dışlanma

 

 

Galatasaray Üniversitesi Sosyal Sorumluluk Komitesi tarafından düzenlenen ‘Ötekileştirilenler’ isimli konferans serisinin ikincisi ‘Mülteciler’ başlığı altında gerçekleştirildi.

 

Haber ve Fotoğraflar: Ediz Tokabaş

GSÜ-HA (İstanbul) Galatasaray Üniversitesi Sosyal Sorumluluk Komitesi’nin düzenlediği ‘’Ötekileştirilenler’’ adlı seminer dizisinin ikinci konusu mültecilerdi. Düzenlenen toplantıya Uluslararası Af Örgütü Mülteci Hakları Sorumlusu Volkan Görendağ ve Uluslararası Helsinki Yurttaşlar Derneği’nden Ceren Öztürk konuşmacı olarak katıldı.

  Mültecilik sorununun temel nedenini ulus devletlerin günümüzde aldığı şekle bağlayan Görendağ, mülteci sorununa dayanan ötekileştirmenin Avrupa sınırlarında en yüksek seviyelere ulaştığını kaydetti. İlginç bir örneğe ise şöyle yer verdi: ‘’Kadın, mülteci olmakla bir ötekileştirmeye uğrar, ancak o mülteci kadın başörtülü olursa ötekileştirilenin ötekileşmesi durumuna düşer.’’  Volkan Görendağ, ötekileştirmeyi ‘’Dezavantajlı grupların toplum ve yasalar tarafından dışlanması’’ olarak tanımladı.

  

 Uluslararası Helsinki Yurttaşlar Derneği’nden Ceren Öztürk, ötekileştirmeyle ilgili bir formül verdi: ‘Ülkemizde Türk, erkek ve sünni olmayıp bir de orta sınıfa ait olmayan bireyler ötekileştiriliyor’’  Öztürk, mültecilerle ilgili mevzuatın Cenevre Sözleşmesine göre belirlenmesine rağmen, ülkelerin bu mevzuatı bazı koşullar çerçevesinde uyguladıklarını anlattı. Türkiye’nin koşulu ise ‘coğrafi çekince’, yani sadece Avrupa’dan gelen mültecileri kabul etmesi.  Öztürk şaşırtıcı bir istatistiksel veri ile durumu açıkladı: ‘Türkiye’ye gelen mültecilerin sayısı yaklaşık 20.000, fakat Avrupa’dan gelen mülteci sayısı yalnızca 5.’’

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

5. Sinepark’ta Hürrem Erman ödülü Güçlü Yaman’a

MEDİAR, İletişim Kulübü ve Sinema Kulübü işbirliği ile düzenlenen 5. Sinepark Kısa Film Festivali’nde en iyi film ödülünü  Güçlü Yaman’ın “Dönüşü Olmayan Yolculuk: Son Durak Frankfurt Havaalanı”  aldı

Haber ve Fotoğraflar: Umur Burak Ayaz

GSÜ-HA (İstanbul) 5. Sinepark Kısa Film Festivali’nde ödül kazananlar, 16 Aralık Cuma günü Galatasaray Üniversitesi Aydın Doğan Orditoryumu’nda gerçekleştirilen törenle ödüllerini aldılar. Bu yıl 151 filmin başvurduğu ve her filmin kendi türündeki filmlerle yarıştığı festivalde en iyi film ödülü Güçlü Yaman’a verildi.

Törenin açılış konuşmasında Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Dilruba Çatalbaş Ürper “Bu festivalin yeni yenenekler, yeni öyküler, yeni anlatım biçimleri bulma misyonunu başarıyla gerçekleştirdiğine inanıyorum. Festivale gösterilen ilginin her sene artması da bunu açıkça gösteriyor” dedi.  Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi ve MEDİAR yöneticisi Doç. Dr. Hülya Uğur Tanrıöver de konuşmasında,  “Galatasaray,  ülkemizin en başarılı eğitim kurumlarından biri olarak öğrenci odaklı sistemini başarıyla sürdürüyor. Sinepark bunun en güzel göstergesidir. Atlı Karınca kategorisinde verilen ödülleri fakülte öğrencilerimizin seçmesi de bunu açıkça göstermektedir” dedi.

Açılış konuşmasının ardından ödül törenine geçildi ve ödül alan her filmden sonra filmin gösterimi yapıldı. Sinepark’ın en iyi filmine verilen 2.500 TL’lik  Hürrem Erman Özel Ödülü, Güçlü Yaman’ın “Dönüşü Olmayan Yolculuk: Son Durak Frankfurt Havaalanı” adlı filmine verildi.

Ödül alan filmler

Hürrem Erman Özel Ödülü: “Dönüşü Olmayan Yolculuk: Son Durak Frankfurt Havaalanı” Güçlü Yaman

En İyi Kurgu: “Alala” Ahmet Baturay Tavkul

En İyi Senaryo:Dönüşü Olmayan Yolculuk: Son Durak Frankfurt Havaalanı” Güçlü Yaman

En İyi Görüntü: “Alala” Ahmet Baturay Tavkul

En İyi Kadın Oyuncu:Cast-ı Olan Var mı?” filmindeki rolüyle Gözde Seda

En İyi Erkek Oyuncu: Gerçek Bir Hikayeden Uyarlanmıştır” filmindeki rolüyle Ali Nuri Türkoğlu

Sinema Kulübü Özel Seçki Ödülü: “Direk Aşk” Ertuğ Tüfekçioğlu

Atlı Karınca: Olmak ya da Olamamak” Büşra Aksoy (Birincilik)

Bize Her Yer Deplasman” Sami Morhayim, Müge Cemel (Mansiyon)

Korku Tüneli:Microcassette Recorder” Dünay Kılıç

Alabora: Korkuluk” Adem Demirci

Komikaze: “Direk Aşk” Ertuğ Tüfekçioğlu

Çarpışan Aramalar: “Toruk” Hasan Basri Özdemir

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın